Dolar : Alış : 5.7227 / Satış : 5.7330
Euro : Alış : 6.3038 / Satış : 6.3152
HAVA DURUMU
hava durumu

istanbul27°CAz Bulutlu

Son Dakika Haberleri

Üyelik İşlemleri Yeni Üyelik / Giriş Yap

Mevlana Kimdir Hayatı ve Eserleri

Ana Sayfa » İslam » Mevlana Kimdir Hayatı ve Eserleri
22 Haziran 2016

Mevlana Muhammed Celaleddin Rumi

Mevlana’nin asil adi Muhammed Celaleddin’dir. Mevlana ve Rumi de, Şemsi Tebrizi, kendisine sonradan verilen isimlerdendir. Efendimiz manasina gelen Mevlana ismi, ona, daha daha genç iken Konya’da ders okutmaya basladigi dönemde verilir. Bu isim sems-i Tebrizi ve Sultan Veled’den itibaren Mevlana’yi sevenlerce kullanilmis; Adeta adi yerine sembol olmustur.
Rumi, Anadolu demektir.
Mevlana’nin, Rumi denmesinin sebebi, geçmis yüzyillarda Diyari Rum denilen Anadolu  vilayeti olan Konya’da uzun zaman oturmasi, ömrünün büyük bir kisminin orada geçmesi ve  türbesinin orada olmasindandir.
Mevlana’nin dogum yeri, bugünkü Afganistan’da bulunan, eski büyük Türk kültür beldesi Belh’tir
Mevlana’nin Dogum tarihi ise (6 Rebiu’l Evvel, 604) 30 Eylül 1207’dir. Bazi arastirmacilarin tespitine göre, O’nun dogum tarihi 1182’dir.
Asil bir aileye mensup olan Mevlana’nin annesi, Belh Emiri Rükneddin’in kizi Mümine Hatun; babaannesi, Harezmsahlar (1157 Dogu Türk Hakanligi) hanedanindan Türk prensesi, Melike-i Cihan Emetullah Sultan’dir.
Babasi, Sultanü’l-Ulema (Alimlerin Sultani) ünvani ile taninmis, Muhammed Bahaeddin Veled; büyükbabasi, Ahmet Hatibi oglu Hüseyin Hatibi’dir.
Eflaki ye göre Hüseyin Hatibi, ilmi deniz gibi engin ve genis olan bir alim idi. Din ilminin üstadi ve alimlerin büyüklerinden sayilan, güzel siirler söyleyen Nisaburlu Raziyuddin gibi bir zat da talebelerindendi.
Kaynaklar ve Mevlana’nin sevgi yolunda gidenler eserinde Sultanü’l-Ulema Bahaeddin Veled’in nesebinin, anne cihetiyle ondördüncü göbekte Hz. Muhammed (SAV)’in torunu Hz. Hüseyin’e; baba cihetiyle de onuncu göbekte Hz. Muhamed (SAV)’in seçilmis dört dostundan ilki Hz. Ebu Bekir Siddik’a ulastigini kaydediyorlar. Bu yönü ile Mevlana aynı zamnda seyittir.
Babasi Bahaeddin Veled Hazretleri’nin sahsiyeti
Bahaeddin Veled, 1150’de Belh’de dogmus, babasi ve dedesinin manevi ilimleriyle yetismis; ayrica
Necmeddin Kübra (?-1221)’dan da feyz almistir.
Bahaeddin Veled bütün ilimlerde eşi olmayan, olgun mana sultani idi. ilahi hakikatler ve Rabbani ilimlerden meydana gelen uçsuz bucaksiz bir deniz gibi olan Bahaeddin Veled, Horasan diyarinin, en güç fetvalari halletmede, tek üstadi idi ve vakiftan hiçbir sey almazdi, devlet hazinesinden kendisine tahsis edilen maaşla geçinirdi
Kaynaklarin ittifakla rivayetine göre, devrinin alimleri ve ulu müftüleri, Hz. Muhammed (SAV)’in manevi işaretiyle, Bahaeddin Veled’e Sultanü’l-Ulema ünvanini vermislerdir. Bundan sonra da Bahaeddin Veled bu ünvanla yad edilmistir.
Bu ünvanin verilisi Türklerin adetiyle de izah edilebilir.
Türklerin güzel karakterlerini gösteren birçok adetleri vardi. Türkler, yüksek kabiliyet ve fazilet sahiplerinin taninmadan kaybolup gitmesine, unutulmasina razi olmazlardi. Onlari halkin gözünde belirtmek, halki ilim ve irfana yöneltmek için o gibi büyüklere layık olduklari birer ünvan verilirdi. Bu gelenek, Türklerin ilme, fazilete karşı saygi duygularını gösteren parlak bir delildir. Hatta anane geregince imzaların üstünde bu ünvanlari kullanmaya mecburdurlar. Onlar kazandıkları bu ünvanlarıkendileri için manevi bir rütbe sayarlar, nefisleri için bundan asla gurur duymazlar.
Alimler gibi giyinen Bahaeddin Veled, adeti üzre, sabah namazindan sonra, halka ders okutur; ögle namazindan sonra dostlarina sohbette bulunur; Pazartesi günleri de bütün halka va’z ederdi.
Va’zi esnasinda umumuyetle, Yunan filozorlarinin fikirlerini benimseyenlerin görüslerini reddeder ve: “Semavi (Allah’dan olan, ilahi) kitaplarini arkalarina atip, filozoflarin silik sözlerini önlerine alip itibar edenlerin nasil kurtulma ümidi olur.” “Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem`in yürüyüsünden daha iyi yürüyüs; yolundan daha doğru yol görmedim” derdi.
Hz. Mevlana`nin Babasi ile Belh`ten Çıkışları ve Konya`ya Gelişleri.
Arastirmacılar, Bahaeddin Veled’in Belh’ten göç etmesine sebep olarak, Mogol istilasını göstermektedirler.
Sultanü’l-Ulema, aile ve dostlariyla, Belh sehrini 1212, 1213 tarihlerinde terk ettikten sonra Hacca gitmeye niyet etmisti. Nişabur’a ugradı. Göç kervanıyla Bagdat’a yaklastıgında, kendisine hangi kavimden olduklarini ve nereden gelip nereye gittiklerini soran muhafızlara Sultanü’l-Ulema seyh Bahaeddin Veled su manidar cevabi verir.
“Allah’tan geldik, Allah’a gidiyoruz. Allah’tan başka kimsede kuvvet ve kudret yoktur.”
Bu söz, seyh sehabeddin Sühreverdi (1145-1235)’ye ulastığında: “Bu sözü Belh’li Bahaeddin Veled’den başkasi söyleyemez.”dedi. Samimiyetle ve muhabbetle karşılamaya koştu. Birbirleriyle karşılaşınca seyh Sühreverdi, katırından inip nezaketle Bahaeddin Veled’in dizini öptü, gönülden hürmetlerini sundu.
Bahaeddin Veled, Bagdat’ta üç günden fazla kalmadı ve Küfe yolundan Ka’be’ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam’a uğradı.
Bahaeddin Veled, yaninda biricik oğlu Mevlana olduğu halde, göç kervanıyla Şam’dan Malatya’ya, oradan Erzincan’a oradan Karaman’a uğradılar. Karaman’da bir müddet kaldıktan sonra, nihayet Konya’yı seçip oraya yerleştiler.
Göç Yolunda Hz. Mevlana’ya Teveccühte Bulunan Mutasavvıflar
Belh’i terk ettikten sonra Bağdat’a doğru yola çıkan Bahaeddin Veled, Nişabur’a vardığında ziyaretine gelen seyh Feridüddin Attar (1119-1221,1230) ile görüşüp sohbet eder.
Sohbet esnasında seyh Attar, Mevlana’nın nasiyesindeki (alnindaki) kemali görür ve ona Esrar-Name adlıeserini hediye eder ve babasına da “çok geçmeyecek ki, bu senin oğlun alemin yüreği yanıklarının yüreklerine ateşler salacaktır.” der.
Sultanü’l-Ulema, Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam’a uğradi. Orada seyh-i Ekber Muhyiddin ibnü’l Arabi (1165-1240) ile görüştü. seyh-i Ekber, Sultanü’l-Ulema’nin arkasinda yürüyen Mevlana’ya bakarak:
“Sübhanallah! Bir okyanus bir denizin arkasında gidiyor!” demiştir.
Hz. Mevlana’nin Evlenmesi
Karaman’da bulunduklari 1225 tarihinde Mevlana, babasının buyruğu ile, itibarli, asil bir zat olan Semerkantli Hoca serafeddin Lala’nın, huyu güzel, yüzü güzel kızı Gevher Banu ile evlendi.
Hz. Mevlana’nin, Konya’ya Yerleşmeleriyle ilgili Yorumu
Hak Teala’nin Anadolu halkı hakkinda büyük inayeti vardir ve Siddik-i Ekber Hazretlerinin duasiyla da bu halk, bütün ümmetin en merhamete layik olanidir. En iyi ülke Anadolu ülkesidir; fakat bu ülkenin insanlari mülk sahibi Allah’in ask aleminden ve deruni zevkten çok habersizdirler. Sebeblerin hakiki yaraticisi Allah’ı hos bir lütufta bulundu. Sebepsizlik aleminden bir sebep yaratarak bizi Horasan ülkesinden Anadolu vilayetine çekip getirdi.
Haleflerimize de bu temiz toprakta konacak yer verdi ki, ledünni (Allah bilgisine ve sirlarina ait) iksirimizden (Altin yapma hassamizdan) onların bakir gibi vücutlarina saçalim da onlar tamamiyle kimya (bakışıyla, baktiği kimseyi manen yücelten olgun insan); irfan aleminin mahremi ve dünya ariflerinin hemdemi (canciğer arkadaşi) olsunlar.


HZ.MEVLANA’NIN KONYADAKİ YAŞAMI
Önceki bahislerde sahsiyetini belirtmeye çaliŞtiğımız Bahaeddin Veled, Mevlana’nin ilk mürsşdidir. Yani Mevlana,ya Allah yolunu öğretip, tasavvuf usulünce hakikatleri ve sırlari gösteren tarikat seyhidir. Bütün islam aleminde yüksek bir itibar ve söhrete sahip olan Bahaeddin Veled, Selçukluların Sultani Alaaddin Keykubat’tan yakin alaka ve sonsuz hürmet görür. Bahaeddin Veled ,3 Mayis 1228 tarihinde Selçuklularin baş sehri Konya’yi şereflendirip yerlestikten kısa bir süre sonra, son derece samimi dindar olan Sultan Alaaddin Keykubat (saltanat müddeti: 1219-1236), sarayında Bahaeddin Veled’in şerefine büyük bir toplanti tertip etti ve bütün ileri gelenleriyle birlikte onun manevi terbiyesi altina girdi. Sultanu’l-Ulema’ya gönülden bağli olan Sultan Alaaddin onu hayranlıkla söyle över: “Heybetinden gönlüm tir tir titriyor; yüzüne bakmaktan korkuyorum. Bu eri gördükçe gerçekligim, dinim artiyor. Bu alem, benden korkup titrerken ben , bu adamdan korkuyorum; ya Rabbi bu ne hal? iyice inandim ki O, nadir bulunan ve eşi benzeri olmayan bir Allah dostudur.” Dünya sultanına hükmeden, eşsiz Allah dostu mana ve gönül sultani Bahaeddin Veled, 24 şubat 1231 tarihinde Cuma günü kuşluk vaktinde ebedi aleme göçtü. Geriye Muhammed Celaleddin gibi bir hayırlı oğul ile Maarif gibi bir eser bıraktı. Sultanu’l-Ulema,sadece duygu ve düşüncelerini açıkladı, söhret peşinde koşmadı. Etrafindakilerini yetiştirdi ve onlari daima aydinlattı. Maarif, Bahaeddin Veled meclislerindeki anlattıklarindan vaaz ve nasihatlarinin bizzat kendisi tarafindan yazilarak bir araya getirilmesiyle meydana gelmiş tasavvufi, ahlaki bir eserdir. Konusu, muhtevasi ve üslubu ile birinci derecede tasavvufi bir eser olan Maarif, hem kitabın kendi açısından , hem de Mevlana üzerindeki tesiri bakimindan büyük bir önem taşır. Bahaeddin Veled,in irtihalinde Mevlana yirmi dört yaşında idi. Babasının vasiyeti, dostlarının ve bütün halkın yalvarmaları ile babasının makamına geçti. Mevlana, babasindan sonra, Seyyid Burhaneddin ile buluşuncaya kadar, bir yıl mürşidsiz kaldi. 1232 tarihinde babasinin değerli halifesi Seyyid Burhaneddin Konya’ya geldi. Mevlana onun manevi terbiyesi altina girdi.
Seyyid Burhaneddin, mertebesi çok yüksek, bir kamil mürşid idi. Kendisine daima kalplerde bulunan sırları bilmesinden dolayı, Seyyid Sirdan diye anılırdı. Seyyid Burhaneddin, ta çocukluk yıllardında bir lala gibi omuzlarında taşıyıp dolastırdığı, Mevlanaya dedi ki .”Bilginde eşin yok, seçkinsin Ama baban hal (manevi makam) sahibiydi; sen de onu ara, kalden (sözden) geç onun sözlerini iki elinde kavramışsın; fakat benim gibi onun haliylede sarhos ol. Böylece de ona tam mirascı kesil; cihadına işik saçmada güneşe benze. Sen zahiren babanin mirasçısısın; ama özü ben almışım; bu dosta bak bana uy.”
Mevlana babasının halifesinden bu sözleri duyunca samimiyetle onun terbiyesine teslim oldu. Mevlana candan, samimiyetle, Seyyid Burhaneddin’i babasının yerine koydu ve gerçek bir mürsid bilerek gönülden, tam dokuz yil ona hizmet etti. Bu zaman zarfında, o kamil mürsid’in kılavuzluğu ile mücahede (nefsi yenmek için gayret sarfederek) ve riyazetle (dünya lezzetlerinden ve rahatindan sakınarak perhizle) meşgul olup, o kamil arifin feyizli sohbet ve nefesleriyle pişti, olgunlaştı, baştan ayağa nur oldu; kendinden kurtuldu, mana sultanı oldu. Nitekim, Mesnevi’sindeki su iki beyit, piştiğinin, kamil insan mertebesine ulaştığının ifadesidir:
“Pis ol da bozulmaktan kurtul… Yürü, Burhan-i Muhakkik gibi nur ol.”
Kendinden kurtuldun mu, tamamiyle burhan olursun. Kul olup yok oldun mu, sultan kesilirsin.


Hz. Mevlana’nin Konya Disina Seyahati.
Mevlana, yüksek ilimlerde daha çok derinleşmek için, Seyyid Burhaneddin’in izniyle Halep’e gitti. Haleviyye
Medresesi’nde, fıkıh, tefsir ve usul ilimlerinde üstün bir alim olan Adim oğlu Kemaleddin’den ders aldı.
Mevlana, Helep’teki tahsilini bitirdikten sonra Şam’a geçti. Burada, ilmi incelemeler yapmak için dört yıl kaldı. Bu zaman zarfında Şam’daki alimlerle tanışıp, onlarla sohbet etti.
Eflaki’ye göre Mevlana, Şam’da Sems-i Tebrizi ile görüşmüstür; fakat bu görüşme kısa bir müddettir ve söyle cerayan etmiştir:
Şems-i Tebrizi, bir gün halk arasında, Mevlana’nin elini yakalayıp öper ve ona:
“Dünyanın sarrafı beni anla!” diye hitap eder ve kaybolur.
işte bu sohbet veya bir anlık görüşme tarihinden takriben sekiz sene sonra Şems, Konya’ya gelecek ve Mevlana ile içli disli sohbet edecektir.
Yedi yil süren Halep ve Şam seyahatinden sonra Konya’ya dönen Mevlana, Seyyid Burhaneddin’in arzusu üzerine birbiri arkasına, candan istekle ve samimiyetle, üç çile çıkardı. Yani üç defa kırkar gün (yüzyirmi gün) az yemek, az içmek, az uyumak ve vaktinin tamamini ibadetle geçirmek suretiyle nefsini aritti. Üçüncü çilenin sonunda Seyyid Burhaneddin, Mevlana’yi kucaklayip öptü; takdir ve tebrikle:
“Bütün ilimlerde eşi benzeri olmayan bir insan; nebilerin ve velilerin parmakla gösterdigi bir kişi olmuşsun… Bismillah de yürü, insanların ruhunu taze bir hayat ve ölçülemeyecek bir rahmete bog; bu suret aleminin ölülerini kendi mana askınla dirilt.”dedi ve onu irşad ile görevlendirdi.
Seyyid Burhaneddin, daha sonra, Mevlana’dan izin alip Kayseri’ye gitmiş ve orada ebedi aleme göçmüstür. (1241, 1242). Türbesi Kayseri’dedir.
Mevlana, Seyyid Burhaneddin’in Konya’dan ayrilişindan sonra, irşad (Allah yolunu gösterme) ve tedris makamına geçti. Babasinin ve dedelerinin usullerine uyarak beş yıl bu vazifeyi başarı ile yapti. Rivayete göre dini ilimleri tahsil eden dörtyüz talebesi ve onbinden çok müridi vardı.
Hz. Mevlana’nin Dostları, Halifeleri
Sems-i Tebrizi
Bu zatin adi, semseddin Muhammed olup dogumu 1186’dir. Tebrizli Melekdad oglu Ali’nin oglu olan sems, tahsilini bitirdikten sonra, zamanin yegane seyhi olarak gördügü Tebrizli seyh Ebu Bekir Sellebaf (selle ve sepet örücüsü)’a intisap etti ve onun terbiye ve irsadiyla yetisip olgunlasti.
sems, ulastigi manevi makama kanaat etmediginden daha olgun mürsidler bulmak arzusuyla seyahate çikti. Senelerce, takati tükenircesine birçok yerler dolasti; zamanin arifleriyle görüstü. Bu arifler, mana alemindeki uçusundan kinaye olarak sems’e, Sems-i Perende (Uçan Günes) adini vermislerdir.
sems, ta çocuklugundan itibaren fikren ve ruhen hür bir dervis, kendinden geçercesine ilahi aska dalarak yasayan bir sahsiyettir.
sems, kendini ruhen tatmin edecek seviyede bir hak dostu bulamayan ve hep kendi mertebesinde bir sohbet arkadasi arayan kamil velidir.
Yana yakila, kendisine muhatap olabilecek, sohbetine dayanabilecek bir dost arayan sems’in bir gece karari elden gitti, heyecan içinde idi. Allah’in tecellilerine gömülüp mest olmus bir halde münacatinda :
“Ey Allah’im ! Kendi , örtülü olan sevgililerinden birini bana göstermeni istiyorum.” diye yalvardi.
Allah tarafindan, istediginin, Anadolu ülkesinde bulunan, Belh’li Sultanü’l-Ulema’nin oglu Muhammed Celaleddin oldugu ilham edildi.
Bu ilham ile sems, 29 Kasim 1244 yili Cumartesi sabahi Konya’ya geldi.
Hz. sems ile Hz. Mevlana’nin Bulusmalari
Mevlana, ile sems, bu iki kabiliyet, bu iki nur, nihayet bulustular; görüstüler.
Bu iki ilahi asik, bir müddet yalnizca bir köseye çekilerek kendilerini tamamiyle Hakk’a verdiler ve gönüllerine gelen ilahi ilhamlarla sohbetlere koyuldular.
Sultan Veled der ki:
“Ansizin sems gelip ona ulasti; ona masukluk (sevilen, sevgili olmanin) hallerini anlatti, açikladi. Böylece de sirri yücelerden yüceye vardi. sems, Mevlanayi sasilacak bir aleme çagirdi, öyle bir aleme ki, ne Türk gördü o alemi ne Arap.”
Hz. Mevlana’nin Masukluk Mertebesine Erismesi
Bu Hususu Sultan Veled söyle açiklar:
“Alemdeki erenlerin derecelerinden üstün bir derece vardir ki o, masukluk durağıdır. Aleme bu masukluk
durağına dair haber gelmemiş; bu durakta bulunanlarin ahvalini hiçbir kulak isitmemişti. Tebrizli Şemseddin zuhur edip, Mevlana Celaleddin’i aşıklık ve erenlik mertebesinden, bu zamana kadar duyulmamiş olan. Masukluk mertebesine eriştirmistir. Esasen Mevlana, ezelde, masukluk denizinin incisiydi; hersey döner, aslına varır.”
Hatırlara gelebilecek, “Şems mi Mevlana’yi aradı; Mevlana mi Sems-i ” sorusuna cevap verebiliriz:
sems, Mevlana’yi Mevlana da Şems’i aramıştır.
Şems Mevlana’ya aşık ve taliptir; Mevlana da Şems’e aşık ve taliptir. Çünkü aşık, ayni zamanda masuk; masuk ayni zamanda asıktır. Mevlana der ki:
“Dilberler (gönül alıp götüren, manevi güzeller), asiklari, canla başla ararlar.. Bütün masuklar, aşıklara avlanmışlardır.
Kimi aşık görürsen bilki maşuktur. Çünkü o, asık olmakla beraber maşuk tarafından sevildiği cihetle maşuktur da. Susuzlar alemde su ararlar, fakat su da cihanda susuzlariıarar.”
Mevlana, manevi yolculugnu, olgunluğa ermesini, şu sözünde toplamıştır:
“Hamdım, piştim, yandım.”
Mevlana’nin pişmesi, babası Sultanü’l-Ulema Bahaeddin Veled ve Seyyid Burhaneddin’in feyizli nefesleriyle; yanması da Şems’in nurlu aynasında gördüğü kendi güzelliğinin aşk ateşiyledir.
Mevlana, Şems ile Konya’da bulustuğu zaman tamamiyle kemale ermiş bir şahsiyetti. Şems, Mevlana’ya ayna oldu. Mevlana, Şems’in aynasında gördügü kendi eşsiz güzelliğine aşık oldu. Diğer bir ifadeyle Mevlana, gönlündeki Allah aşkını Şems’te yaşattı.
Mevlana’nin Şems’e karşı olan sevgisi, Allah’a olan askinin miyaridir (ölçüsüdür); çünkü Mevlana, Şems’te Allah cemalinin parlak tecellilerini görüyordu.
Mevlana açılmak üzere bir güldü. Şems ona bir nesim oldu. Mevlana zaten büyüktü, Şems onda bir gidiş, bir nesve degğsikligi yaptı.
Şems ile Mevlana üzerine söz tükenmez. Son söz olarak söyle söyleyelim:
Şems, Mevlana’yi ateşledi ama karşısında öyle bir volkan tutuştu ki, alevleri içinde kendi de yandı.
Hz. Şems’in Konya’dan Ayrilisi
Şems ile buluşan Mevlana, artık vaktini Şems’in sohbetine hasretmiş, sŞms’in nurlarına gömülüp gitmiş, bambaşka bir aleme girmişti. Şems’in cazibesinde yana yana dönüyor, ilahi aşkla kendinden geçercesine Sema ediyordu.
Bu iki ilahi dostun sohbetlerindeki mukaddes sırrı idrakten aciz olanlar, ileri geri konusmaya başladılar. Neticede Şems, incindi ve Mevlana’nın yalvarmalarına rağmen, Konya’dan Şam’a gitti (14 Mart, 1246 Persembe).
Hz. Şems’in Konya’ya Dönüşü
 Şems’in ayriligindan derin bir istiraba düşen Mevlana, manzum olarak yazdığı güzel bir mektubu, Sultan Veled’in başkanlığındaki kafileyle Şam’a, Şems’e gönderdi.
Sultan Veled, kaflesiyle sam’a ulaştı. Şems’i buldu ve babasının davet mektubunu, hediyelerle birlikte Şems’e sundu.
Şems:
“Muhammed-i tavırlı ve ahlaklı Mevlana’nin arzusu kafidir. Onun sözünden ve işaretinden nasil çıkılabilir?” diyerek, Mevlana’nın davetine icabet etti ve 1247’de, Sultan Veled’in kafilesiyle, Konya’ya döndü.
Sems-i Tebrizi Hazretleri’nin Kaybolusu
 Şems’in Konya’ya geri gelmesine herkes sevindi. Mevlana da hasretin sıkıntılarından kurtuldu. Artik Şems’in şerefine ziyafetler verildi. Sema meclisleri tertip edildi. Fakat huzurlu, muhabbettle, dostluk içinde geçen günler uzun sürmedi; dedikodular ve can sıkıcı durumlar yeniden basşladı
Şems, o bahtsız dedikoducu topluluğun yine kinle dolduğunu, gönüllerinden sevginin uçup gittiğini, akıllarının nefislerine esir olduğunu anladı ve kendisini ortadan kaldırmaya uğraştıklarını bildi. Sultan Veled’e dedi ki:
“Gördün ya, azgınlıkta yine birleştiler.
Doğru yolu göstermekte, bilginlikte eşi olmayan Mevlana’nin huzurundan beni ayırmak, uzaklastırmak, sonra da sevinmek istiyorlar.
Bu sefer öyle bir gidecegim ki, hiç kimse benim nerede oldugumu bilemeyecek. Aramaktan acze düşecek, kimse benden bir nisan bile bulamıyacak.
Böyle birçok yıllar geçecek de yine izimin tozunu bile göremeyecek.”
işte Sultan Veled’e böyle yakınan Şems, 1247-1248 tarihinde, Konya’dan ansısızın gidip kayboldu.
Şems’in kaybolusundan sonra Mevlana, herkesten onun haberini soruyordu. Kim onun hakkında aslı esasi olmayan bir haber bile verse ve Şems’i falan yerde gördüm dese, bu müjde için sarığını ve hırkasını vererek şükranelerde bulunuyordu.
Bir gün, bir adam, Sems-i Şam’da gördüm, diye haber verdi. Mevlana buna, tarif edilemeyecek şekilde sevindi ve o adama, üstünde nesi varsa bağışladı. Dostlarından birisi, bu adamın verdiği haber yalandır, o Şems’i hiç görmemiştir, dediğinde Mevlana su cevabı vermistir: “Evet, onun verdiği bu yalan haber için üstümde neyim varsa verdim. Eğer doğru haber verseydi, canımı verirdim.”
Hz. Mevlana’nin Konya Disina ikinci Çıkışı
Mevlana, Şems’i çok aradı. Onun ayrılığıyla, gönülleri yakan, sızlatan, nice şiirler söyledi. Onu aramak için iki kere Şam’a gitti. Yine Şems-i bulamadı. Bu son iki seyahatin tarihleri kesin olarak bilinmemekle beraber, büyük bir ihtimalle 1248-1250 yıllari arasında olduğu söylenebilir.
Sultan Veled’in ifadesiyle Mevlana, Şam’da suret bakımından Tebrizli Şems-i bulamadı ama, mana yönünden onu, kendisinde buldu. Ay gibi kendi varlığında beliren Şems’i, kendinde gördü ve dedi ki:
“Beden bakımından ondan ayrıyım ama, bedensiz ve cansiz ikimizde bir nuruz.
Ey arayan kişi! ister onu gör, ister beni. Ben oyum o da ben.”
Konyalı Kuyumcu seyh Selahaddin Hazretleri
Yağibasan’in oglu Konya’li Zerkub (Kuyumcu) diye taninan Şeyh Selahaddin Feridun, Konya civarindaki bir gölün kenarında balıkçılıkla geçinen bir ailedendir.
Ümmi olarak bilinen Şeyh Selahaddin, gençliğinde Seyyid Burhaneddin’in terbiyesine girmiş, onun sohbetlerinde pişmis, onun feyziyle olgunlasmiş, kamil bir insandir. Ayrica Şems’in sohbetlerinde de bulunmuş , ondan feyz almıştır.
Şeyh Selahaddin, kuyumcu dükkaninda altın varak yaparak, helalinden para kazanmak ve manevi halini kuvvetlendirmekle ugraşırdı. Şeyh Selahaddin’in, Mevlana ile tanişması ta Seyyid Burhaneddin’in manevi terbiyesi altina girdiği tarihte başlar; fakat bütün sevgilerden tamamen vazgeçip Mevlana’ya manen bağlanmasına ve vakitlerini onun sohbetlerine hasretmesine sebep su hadisedir.
Mevlana bir gün Şeyh Selahaddin’in Kuyumcular çarşısındaki dükkanının önünden geçmektedir. içerde varak yapmak için çekiçle altın döğmekte olan Kuyumcu Şeyh Selahaddin ve çıraklarının çekiç darbelerinden çıkan sesleri duyan Mevlana, o hoş seslerin ahengi ile cezbelenir (Allah tarafından manen çekilerek iradesi elden gider) ve vecd ile (kendinden geçip ilahi aşka dalarak) Sema etmeye baslar. Dışarıda Mevlana’nın Sema ettiğini gören Şeyh Selahaddin onun, çekiç darbelerinin ahengine, ritmine uyarak Sema ettiğini anlayınca, altının zayi olmasını düşünmez ve çıkraklarına, çekiç darbelerine devam etmelerini emrederek kendisi de dışarı fırlar ve Mevlana’nin ayaklarına kapanır.
Hz. Mevlana’nin, Şeyh Selahaddin Hazretleri’ni Kendisine Hemdem ve Halife Seçmesi
Mevlana, son Şam seyahatinde, mana yönünden Şems’i ay gibi kendinde gördükten sonra, onu aramaktan vazgeçti ve kendisine seyh Selahaddin’i dost ve hemdem olarak seçti. Mevlana, Şems’e duydugu muhabbet ve gönül bağlılığının aynısını Şeyh Selahaddin’e de gösterdi ve bu zat ile sükun buldu.
Mevlana, Allah’ın cemal tecellileri içinde ruhen manevi bir alemde yaşadığından, müridlerinin irşadıyla bizzat ugraşmamış ve onların irşad ve terbiyesine, en seçkin, en ehil dostlarından birini tayin etmiştir. işte seyh Selahaddin, bu vazifeye ilk olarak tayin ettiği dostudur.
Mevlana, Şeyh Selahaddin’e yalnız manevi bir bağ ve içten gelen muhabbetiyle kalmadı, onun kızı, hakkinda: “Benim sağ gözüm” diyerek iltifatta bulundugu Fatma Hatun’u, oğlu Sultan Veled’e almak suretiyle aralarında bir akrabalık bagğ da kurdu.
Şeyh Selahaddin Hazretleri’nin Olgunluğu
Mevlana’nın, Şems ile dostluğunu çekemeyenler bu sefer de Mevlana’nın Şeyh Selahaddin’e gösterdiği yakınlığa hased etmeye başladılar. Şeyh Selahaddin’i, ü mmidir diye, yüksek irşad makamına layık görmüyorlardı Şems’e yaptıkları gibi küstahlığa kalkıştılar.
Kendisine kötü düşünce ile bakan bahtsız, zavallılara Şeyh Selahaddin:
“Mevlana, beni yalnızca herkesten üstün tuttu da bu yüzden inciniyorsunuz. Bilmiyorsunuz ki, benim apaçık bir görünüşüm yok, ben bir aynayim.
Mevlana, bende kendi yüzünü görüyor; ne diye kendini seçmesin?
O, kendi güzelim yüzüne aşık; bundan baska bir fikre düşmek, kötü bir şey.” Diyerek, kemal ve mahviyyetini (ileri derecede alçak gönüllülügünü) göstermistir.
Mevlana ile Şeyh Selahaddin, on yıl birbirleriyle adeta mest olarak görüşüp sohbet ettiler; ayrılık mahmurluğunu tadmadan, visal aleminde safalar sürdüler.
Nihayet Şeyh Selahaddin hastalandı ve ebedi aleme göçtü (1259).
Çelebi Hüsameddin, vaktiyle Konya’ya göçmüş bir soylu ailendendir ve doğum yeri Konya’dır (1225). Çelebi lakabınıkendisine veren Mevlana’dır.
Gençliginin ilk yıllarında, Ahilerin şeyhi olan babasını kaybeden Çelebi Hüsameddin, zamanin bütün ulu kişileri ve şeyhlerinden yakın alaka ve himaye gördüğü halde, bütün hizmetkarları ve arkadaşlarıyla, Mevlana’nın terbiyesinde yetisip olgunlasmis, kamil insan olmustur.
Mevlana’nin Çelebi Hazretleri’ni Kendisine Hemdem ve Halife Seçmesi
Mevlana, Şeyh Selahaddin’den sonra kendisine hemdem ve halife olarak Çelebi Hüsameddin’i seçti ve dostlarına şöyle dedi:
“Ona baş eğin, önünde acizcesine kanatlarınızı yere gerin! Bütün buyruklarını yerine getirin; sevgisini caninizin ta içine ekin.
O rahmet madenidir, Allah nurudur.” Mevlana’nin bu buyruğu üzerine, bütün dostlar ona itaat ettiler. Sultan Veled’in diliyle:
“Bütün dostlar, onun lutuf suyuna testi kesildiler. Şems’e ve Şeyh Selahaddin’e yapmışoldukları aşağlık hareketlerden kurtulmuslar, edeplenmişlerdi. Haset etmeden çelebi Hüsameddin’e itaat ettiler.”
Çelebi Hüsameddin on beş sene Mevlana’nın şerefli sohbetinde bulundu. Mevlana’dan sonra da dokuz sene irşad makamında, Mevlana’nın postunda oturdu.
Mevlana, ancak Çelebi Hüsameddin’in bulunduğu mecliste rahat bulur, huzur duyar, coşup manalar saçar, hakikat ilminden bahisler açardı. Mevlana’ya göre, hakikatler memesinden manalar sütünü emip çıkaran Çelebi Hüsameddin’dir. Mesnevi’sinde bu manaya işaretle söyle der:
“Bu söz, can memesinde süttür. Emen olmadıkça güzelce akmıyor.
Dinleyen susuz ve arayıcı olursa, vaazeden ölü bile olsa söyler.
Dinleyen yeni gelmiş ve usanmamış  olursa dilsiz bile sözde bülbül kesilir.
Kapimdan içeri, na-mahrem girince, harem halkı, perde arkasına girer, gizlenir.
Zararsiı ve mahrem birisi gelince de o kendilerini gizleyen mahremler, yüzlerindeki perdeyi açarlar.
Bütün güzel, hos ve yarasan şeyler, gören göz için yapılır. Çengir zir (en ince) ve bam (en kalın) nağmeleri, nasil olur da sağır kulak için terennüm edilir?
Allah, miski beyhude yere güzel kokulu yapmadı. Koku duyan için yaratti; koku almayan için değil.”
iste islami tasavvuf edebiyatının en büyük didaktik şaheseri olan Mesnevi’yi Çelebi hüsameddin, Mevlana’nın tükenmez bir hazineye benzeyen ruhundan çekip çıkarmıştır. Mevlana’nın kırk yıl samimiyetle hizmetinde, sohbetinde bulunan Sipehsalar, Risalesinde, Çelebi Hüsameddin’in değerini su cümlelerle belirtiyor:
“Hakikatte Hudavendigar hazretlerimizin tam mazhari Çelebi Hüsameddin idi ve bütün Mesnevi-i Şerif onun ricasiıile yazılmıştır. Bütün tevhid ve aşk ehli, kendilerine bahsedilen mesnevi’nin yalnızca yazılması hususunda, kıyamete kadar Çelebi Hüsameddin’e teşekkür etseler, yine şükran borçlarını ödeyemezler.”
Mesnevi-i Ma’nevi’nin Yazılışı
Eflaki, Mesnevi’nin yazılıp tamamlanmasını anlattığı bahiste diyor ki:
“Mevlana Hazretleri, asil kişilerin sultani Çelebi Hüsameddin’in cazibesi ile heyecanlar içerisinde Sema ederken, hamamda otururken, ayakta, sükunet ve hareket halinde daima Mesnevi’yi söylemeye devam etti. Bazen öyle olurdu ki, akşamdan başlayarak gün ağarıncaya kadar birbiri arkasından söyler, yazdırıdı. Çelebi Hüsameddin de bunu süratle yazar ve yazdıktan sonra hepsini yüksek sesle Mevlana’ya okurdu. Cilt tamamlanınca Çelebi Hüsameddin, beyitleri yeniden gözden geçirerek gereken düzeltmeleri yapip tekrar okurdu.”
Bu sekilde dikkatlice 1259- 1261 yıllari arasında yazılmaya başlanılan Mesnevi, 1264- 1268 yılları arasında sona erdi.
Hz. Mevlana’nin Baki Aleme Göçüsü
Mevlana, Çelebi Hüsameddin ile tam onbeş sene güzel demler, hoş sefalar sürdü. Bu müddet zarfında bahtsızların fitne ve hücumundan uzak, huzur ve sürur içinde yaşadı. Dostları onun cemalinin nuruna pervane olmuşlardı. Mevlana, artık son anlarını yaşadığını, özlediği ebedi cemal alemine kavuşacağını anlamıştı. Ansısın hastalanıp yatağa düştü.
Mevlana’nın hastalık haberi Konya’da yayıldığı zaman ahali, şifalar dilemeye, gönlünü, duasını almaya geliyorlardı.
Şeyh Sadrettin (?- 1274) de talebeleriyle birlikte Mevlana’ya geçmis olsun demeye geldi ve çok üzüldüğünü beyan edip:
“Allah yakın zamanda sifalar versin. Hastalık ahirette derecenizin yükselmesine sebeptir. Siz alemin canısınız, inşaallah yakın zamanda tam bir sıhhate kavuşursunuz.” Diye temennide bulundu. Bunun üzerine Mevlana:
“Bundan sonra Allah sizlere şifa versin. Aşıkın maşukuna kavuşmasını nurun nura ulaşmasını istemiyor musunuz.?”dedi. seyh Sadrettin, yanındakilerle birlikte ağlayarak kalkıp gitti.
Mevlana, dostlarına ve aile efradına, bu dünyadan göçeceğine üzülmemelerini söylüyordu.; fakat onlar, bedenen de olsa, bu ayrılığı kabullenemiyorlar, aglayıp inliyorlardı.
Mevlana’nın hanımı Mevlana’ya hitaben:
“Ey Alemin nuru, ey ademin canı! Bizi birakıp nereye gideceksin?” diyerek ağlıyor ve ilave ediyordu.
Hüdavendigar Hazretleri’nin Dünya’yı hakikat ve manalarla doldurması için üçyüz veya dörtyüz yıllık ömrünün olmasi lazımdı.”
Mevlana’da cavaben:
Niçin? Niçin? Biz ne Firavun ve ne de Nemrud’uz, bizim toprak alemiyle ne isimiz var, bize bu toprak aleminde huzur ve karar nasıl olur? Ben insanlara faydam dokunsun diye dünya zindanında kalmışım; yoksa hapishane nerede ben nerede? Kimin malını çalmışım? Yakında Allah’ın sevgili dostunun, Hz. Muhammed (SAV)’in yanına döneceğimiz umulur.” Dedi
Hz. Mevlana’nin Tavsiye Ettigi Bir Dua
Mevlana son demlerinde iken, dostu Siraceddin Tatari’yi yanına çagırarak, kendisine su duayı ögretmiş ve sıkıntılı zamanlarında okumasını tavsiye etmiştir:
“Ya Rabbi! Bana ne senin zikrini unutturacak, sana şevkimi söndürecek, seni tesbih ederken duyduğum lezzeti kesecek bir hastalık; ne de beni azdıracak, ser ve kötülüğümü artiracak bir sıhhat ver.”
Ey Merhamet edenlerin merhametlisi!
Merhametinle bu duami kabul et.
Hz. Mevlana’nin Dostlarına Tavsiye Ettiği Dua
Ya Rabbi!
Bana, ne senin zikrini unutturacak, san sevkimi söndürecek , seni tesbih ederken duydugum lezzeti kesecek bir hastalik; ne de beni azdıracak, ser ve kötülügümü artiıacak bir sıhhat ver.
Ey merhamet edenlerin merhametlisi merhametinle duami kabul et.
Hz. Mevlana’nin Sabah Namazindan Sonra Okudukları Dua
Allah’ım kalbimi nurlandır, kulağımı nurlandır, gözümü nurlandır, saçımı nurlandır, derimi nurlandır, etimi nurlandır, kanımı nurlandır, önümü nurlandır, ardimi nurlandır, altımı nurlandır, üstümü nurlandır, sağımı nurlandır, solumu nurlandır, Allah’ım! nurumu artır, bana nur ver. Ey nurun nuru ey merhametlilerin merhametlisi Allahim merhametinle beni nur et.
Bu dua, ismi güzel, cismi güzel, teni güzel, cani güzel, ruhu güzel, huyu güzel Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’in dilindendir.
Hz. Mevlana’nin Vasiyeti
“Ben size, gizli ve aleni, Allah’dan korkmanizi,
az yemenizi,
az uyumanızı
,
az söylemenizi,
günahlardan çekinmenizi,
oruç tutmaya ve namaz kımaya devam etmenizi,
daima sehvetten kaçınmanızı,
halkın eziyet ve cefasina dayanmanızı,
avam ve sefihlerle düşük kalkmaktan uzak bulunmanizi,
kerem sahibi olan salih kimselerle beraber olmanizi vasiyet ederim.
insanlarin hayırlısı, insanlara faydasi dokunandir.
Sözün hayırlısı da az ve öz olanıdır.
Hamd, yalnız tek olan Allah’a mahsustur.
Tevhid ehline selam olsun.”
Şeb-i Arus
irfan ve sevgi güneşi Mevlana, 5 Cemazelahir, 672 (17 Aralik, 1273) Pazar günü gurup vakti, bütün parlaklığı ile, bütün güzellikleriye gülerek ebediyet aleminin semasina doğdu. Mevleviler, o geceye Şeb-i Arus derler.
Hz. Mevlana’nin Cenaze Merasimi
Müslüman olan, müslüman olmayan, küçük, büyük ne kadar Konyalı varsa hepsi, Mevlana’nin cenaze merasimine katıldı.
Müslümanlar, müslüman olmayanları sopa ve kılıçla savmaya çalışarak, onlara:
“Bu merasimin sizinle ne ilgisi vardır? Bu din sultani Mevlana bizimdir, bizim imamımızdır,” diyorlardı.Onlar da Şu cevabı veriyorlardi:
“Biz Musa’nın İsa’nın , ve bütün peygamberlerin hakikatini onun sözünden anlayıp öğrendik. Kendi kitabımızda okuduğumuz olgun peygamberlerin huy ve hareketlerini onda gördük. Sizler nasıl onun muhibbi müridi iseniz, bizde onun muhibbiyiz.
Mevlana Hazretleri’nin zati, insanlarin üzerinde parlayan ve onlara iyilikte, cömertlikte bulunan hakikatler günesşdir .Günesi bütün dünya sever. Bütün evler onun nuruyla aydınlanır.
Mevlana ekmek gibidir. Hiç kimse ekmeğe ihtiyaç duymamazlık edemez. Ekmekten kaçan hiçbir aç gördünüzmü?”
Mevlana’nın vasiyeti üzerine seyh Sadrettin, Mevlananın namazını kıldırmak üzere niyetlendiğinde dayamayiı baygınlık geçirdi. Bunun üzerine namaza Kadı Siraceddin imamlık etti.
Hz. Mevlana’ya Yeşil Kubbe
Mevlana’ya, Yeşil Kubbe denilen Türbe, Sultan Veled ile Alameddin Kayser’in gayreti ve Emir Pervane’nin esi (Sultan II. Giyaseddin Keyhüsrev’in kızı) Gürcü Hatun’un yardımıyla Çelebi Hüsameddin zamanında yapıldı.
Türbenin mimari, Tebrizli Bedreddin’dir.
Selimoğlu Abdülvahid adlı bir sanatkar da Mevlana’nın kabri üzerine, selçuklu oymacılığının  şaheseri olarak kabul edilen, büyük bir ceviz sanduka yapmiştir. Bu sanduka bugün, Sultanü’l Ulema Bahaeddin Veled’in kabri üzerindedir.
Hz. Mevlana’nın Ölüm Hakkiıda Düşünceleri
“Ölüm günümde tabutum yürüyüp gitmeye başladi mi, bende bu cihanin gamiıvar, dünyadan ayrılığıma taşalaniyorum sanma; bu çesit süpheye düşme.
Bana ağlama, yazık yazık deme. Şeytanın tuzağına düşersem işte hayiflanmanın sırası o zamandır.
Cenazemi görünce ayrılık ayrılık  deme. O vakit benim buluşma ve görüşme zamanımdır.
Beni kabre indirip bırakınca, sakin elveda elveda deme; zira mezar cennetler topluluğunun perdesidir.
Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret. Güneşe ve aya batmadan ne ziyan geliyor ki?
Sana batmak görünür, ama o, doğmaktır. Mezar hapis gibi görünür ama o, canın kurtuluşudur.
Hangi tohum yere ekildi de bitmedi? Ne diye insan tohumunda şüpheye düşüyorsun?
Hangi kova kuyu ya salındı da dolu dolu çıkmadı? Can Yusuf’u ne diye kuyuda feryad etsin?
Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç. Zira senin hayuhuyun mekansızlık aleminin fezasındadır.”
“Kardes, mezarıma defsiz gelme; çünkü Allah meclisinde gamlı durmak yaraşmaz.
Hak Teala beni aşk şarabından yaratmıştır. Ölsem,çürüsem bile, benim yine o aşkım.”
Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız. Bizim mezarımız ariflerin gönlündedir
.

 

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

yonetim
07 Kasım 2017 - 21:26

Mevlana ile Şems arasındaki dostluk insanlar arasinda çokça örnek dostluk olarak gösterilir.

BENZER İÇERİKLER

Adnan Durdağı Kimdir Hayatı

Adnan Durdağı Kimdir HayatıAdnan Durdağı Aslen Kağızmanlı olup 1954 yılında Iğdır’da doğdu.Eğitimine

Et İçin Kurbana Ortak Olan Varsa Herkesin Kurbanı Geçersizdir

Et İçin Kurbana Ortak Olan Varsa Herkesin Kurbanı Geçersizdir Diyanet uyardı! ‘Kurbanınız geçersiz sayılır’ Diyanet, kurbanlık

Tövbe İstiğfar Duası Nasıl Yapılır

Tövbe İstiğfar Duası Nasıl Yapılır Tevbe İstiğfar duası Türkçe okunabildiği gibi Arapça da okunabilmektedir.

RastgeleSeçilen İçerik

EN ÇOK OKUNANLAR

Yılanlar ile İlgili Sahih Hadisler

Yılanlar ile İlgili Sahih Hadisler Yılanlar Hakkında Hadisler Fasil : KATL BÖLÜMÜ Konu : Öldürülmesi Caiz Olan

Mevzû Hadislerin Yol Açtığı Zararlar

Mevzû Hadislerin Yol Açtığı Zararlar   4.3-Mevzû Hadislerin Yol Açtığı Zararlar İslam dininin kaynakları

Kaynağına Göre Hadis Çeşitleri

Kaynağına Göre Hadis ÇeşitleriHADİS TÜRLERİ. Sıhhat Derecesine Göre. Sahih. Kaynağına Göre. Râvilerin